[x] Resim panelini kapat
Sayfa : 

12/05/2006  Kuzguncuk

Sanata başladığınız yılları ve bu yıllarda Türk heykel sanatının gelmiş olduğu noktayı anlatabilir misiniz?

Sanata başladığım yıllar diye tek bir tarih veremiyorum. Çünkü babam da sanatçı, öyle olunca kendimi bildiğim andan itibaren babamın matbaa ve resim atölyesinde teyze, amca, abi dediğim sanatçılarla birlikte oldum. Bu nedenle doğduğumdan beri diyebilirim. Babam İzmir'de yaşadığı için İzmir'e gelen dostlar ya da  İzmir Fuarı'na gelenler için babamın atölyesi bir kamp yeriydi. Binlerle insan sayabilirim oraya  girmiş çıkmış. Bu da onlarla demlenmek onlarla var olmak demek oldu. Lise biterken de sevgili bir hocamın, babamın ve babamın arkadaşlarının yönlendirmesiyle Akademi sınavına girdim ve heykel bölümünü kazandım. Akademi bir rüyaydı ve benim için Akademi'den başka bir yer yoktu.

Akademi'ye girdiğim zaman benim için çok usta olan heykelcilerle bir anda ve önce sanatlarıyla değil kimlikleriyle tanıştım. Gürdal Duyar'la heykel konuşmadan önce şarap içtim. Kuzgun Acar'la ne ne değildir demeden önce kuru fasulye pilav yedim. Beni aralarından atmadıkları sürece kendimi sınava girmiş saydım. Çünkü esas sınav oydu. Aralarında barınabilmek de bir sınavdı. Bir zaman sonra aralarına girmek de yeterli olmuyor, hadi bakalım delikanlı gel şuna bir el ver oluyor. Bu tabi o insanların sanatını daha dipten öğrenmemi getirdi. Şadi Hoca'nın sanatım üzerindeki etkisinin dışında kimliğim üzerinde çok etkisi vardır.

Babam İzmir'de fuarcılık yaptığı için benim heykelciden çok mimar arkadaşım oldu çünkü onların maketlerini yapardım. O maketlerin daha sonra heykel yarışmalarının maketlerini yapmakta beni müthiş geliştirdiğine inanırım, çünkü; o heykel yarışmalarına ben girmediysem eğer - ki giremezdim maket yapardım- yarışmaya giren on kişinin maketlerini ben yapardım. On kişinin olayı ele alış biçimini, çözümleme işi ve sonuçlama işi ile maketi bitirirken birbirlerine benzememiş olmaları için çalışmak benim malzeme bilgimi geliştirdi. Kendi anlayışımdaki jüriyle ben birinciyi seçerdim. Tamam bu proje olur derdim ve  yüzde yüz değilse de çok büyük bir yüzdeyle sonucu yakalardım. Sanatçının eseri ele alış biçimleri benim sanat eğitimimin büyük bir parçası oldu.Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde daha sonra okul bitip de asistan olarak kaldığımda bunun ne kadar faydalı olduğunu ve öğrenciye ders verirken bunun ne kadar önemli olduğunu, her malzemeyle çalışmanın nerede size kolaylık göstereceğini bilmenin büyük faydası oldu.

Okulda da Bihrat Abi diye herkesin bir şey sorduğu ve benim de cevap vermek için gidip bir şeyler kurcaladığım bir araştırma biçimim vardı. Ta ki bu YÖK'e kadar sürdü. Serbest sanatçı yaşamımızın, kuaför değişikliği, kravat zorunluluğu sabah 9 akşam 5 çalışma saatleri ve şehir dışında sergi açma yasağı gibi bir takım dürtüler benim sanatla ilgili yaşam kavramımı alt üst etti.Onun için sevdiğim ve 18 yıl her gün gittiğim akademiyi bıraktım. İyi mi oldu kötü mü oldu hala bilmiyorum.

Akademiden ayrılışınızın üretkenliğinizi arttırdığını söyleyebilir miyiz.?

Üretken bir yapım vardır.Yaptıklarımı sergilemek sunmak isterim  ve maaşlı bir sanatçı olmadığım için bunların satışıyla yaşamımı sürdürmem gerekiyordu. Bu pek çok insan tanımamı sağladı. İnsanların benim işlerimle ilgili görüşlerini düşüncelerini sorup öğrendiğimde ortak bir fikirle Bihrat'tan bir işimiz olsun diye bir düşünce olduğunu gördüm.

Sayfa : 
Sayfa : 
Sayfa :